Kadın Hakları

Kadın haklarının temsili başlangıcı, Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan binlerce kadının 8 Mart 1857 yılında “kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olması” için düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmesiyle başladığı kabul edilmektedir. 8 Mart tarihinin Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması da bu olaylardan 53 yıl sonra Danimarka’nın Kopenhag şehrinde düzenlenen Kadın Sosyalist Enternasyonal toplantısında kararlaştırılmıştır.

Kadın haklarının bugüne kadar olan mücadelesinde 1975 yılının büyük önemi olduğu kabul edilmekte ve Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlanmaktadır. 1975 yılında Birleşmiş Milletler (BM) 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başlamış, iki yıl sonra 1977 tarihinde de BM genel toplantısında kadın hakları, uluslararası barış günü olarak kabul edilmiştir. BM genel toplantısında dünya barışının korunması ve temel insan haklarının kullanılması için kadınların da eşitlik ve kendilerini geliştirmeye gereksinimi olduğu ve kadınlara eşit hakların verilmesinin dünya barışını güçlendireceğini kabul edilmiştir.

Türkiye’de Kadın Hakları

Türkiye’de kadın haklarının tarihsel gelişiminde önemli rol oynadığı kabul edilen çalışmaların henüz dünya gündeminde bile olmadığı bir dönemde, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türkiye’de “Kadın Hakları” için çok önemli devrimler yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde; 1924 yılında Eğitim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Kanunu kabul edilmiş, Laik eğitim sisteminin kabulü ile kız ve erkek çocuklar eşit koşullarda eğitim görmeye başlamışlardır. 1926 yılında Türk Medeni Kanunu kabul edilmiş ve kadınlarda “yurttaş” olarak yasada yer alan haklardan eşit koşullarda yararlanmaya başlamışlardır. Yasadaki tüm haklar bakımından kadın ile erkek eşit koşullara sahip olmuşlardır. Erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı “boş ol” sözü ile boşanabilmesi kaldırılmış ve tek eşlilik ile resmi nikah zorunlu hale getirilmiştir. Kadınlar da erkekler gibi yasada yazılı sebeplerle ve mahkeme kararı ile eşit boşanma hakkına ve velayet hakkına sahip olmuşlardır. Miras paylaşımında kadınların da eşit pay alması kabul edilmiştir. 1930 yılında kadınlar da belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına sahip olmuş ve 1934 yılında da Anayasa’da yapılan düzenlemelerle milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir. Bu kapsamda 1935 yılında kadınların seçme ve seçilme hakkını ilk kez kullandığı ilk seçimler gerçekleştirilmiş ve 18 kadın milletvekili seçilmiştir. 1985 yılında ise Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi Türkiye tarafından onaylanmış ve 1992 Medeni Kanun’da kadının çalışmasını kocasının iznine bağlayan 159. Madde “eşitlik ilkesi”ne aykırı görülerek iptal edilmiştir. Aynı zamanda Medeni Kanun’da değişiklik yapılarak evli kadına kocasının soyadı ile birlikte kendi soyadını taşıma hakkı da verilmiştir.

Günümüze yaklaştığımızda ise 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu ile kadınlara karşı ayrımcılık içeren maddeler kaldırılarak kadın ayrımcılığına son verilmiştir. Burada sayamadığımız birçok yasal düzenlemede mevcuttur. Kadın hakları ile ilgili son yıllarda yapılan düzenlemeler bütünsel olarak incelendiğinde kadının insan hakları standardını yükselttiği açıktır. Ancak bu gelişmeler daha çok uluslararası hukukun etkisi ile gerçekleşmektedir. Tüm düzenlemelere rağmen kadınlar ve erkekler eşit de olsa aslında eşitsizlik devam etmektedir. Gelecek nesillerin eğitiminde “kadın” ve “erkek” kavramlarının ayrımından ziyade bir bütün olarak “insan” kavramı üzerinde durulmalıdır. Ancak günümüz koşullarında halen daha kadının ve kadın haklarının önemini savunmak büyük önem arz etmektedir.

 “Kadının insan hakları” sadece kadınlara ait bir sorun değildir. Kadının statüsü, aydın ve demokratik bir toplumun göstergesidir.

Bu web sitesi ve içindeki bilgiler, Türkiye Barolar Birliği’nin Meslek Kurallarına ve reklam yasağına uygun şekilde hazırlanmıştır. Varol Şaşmaz Hukuk Bürosu web sitesinin içinde yer alan tüm bilgi ve materyaller sadece bilgilendirme amaçlıdır. Bunların tamamına veya bir kısmına dayanılarak yapılan işlemlere, eylemlere ve bunların sonuçlarına ilişkin hiçbir sorumluluk kabul edilmez. Söz konusu bilgilerin aktarılması ile hiçbir şekilde kullanıcılar ve web tarayıcıları ile Varol Şaşmaz Hukuk Bürosu arasında bir avukat-müvekkil ilişkisi yaratılması amaçlanmamıştır ve bilgilerin bu kişilerce alınması hiçbir şekilde bu yönde bir ilişki oluşturmayacaktır. Müvekkiller veya okuyucular hiçbir şekilde, mevcut duruma ve özelliklerine ilişkin olarak uygun hukuki veya başka herhangi bir profesyonel görüş almadan, Varol Şaşmaz Hukuk Bürosu web sitesinde yer alan herhangi bir hususa dayanarak bir eylemde bulunmamalıdır. Varol Şaşmaz Hukuk Bürosu, bu web sitesi aracılığıyla ulaşılan üçüncü kişilere ait içeriklerden hiçbir şekilde sorumlu değildir.